top of page

SANATÇI–MENAJER SÖZLEŞMELERİNDE SINIR NEREDE?

23 Ağu
7 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 25 Ağu

Sanatçı–menajer sözleşmelerinde gelir paylaşımı, gabin ve uzun süreli sözleşme ilişkisini konu alan hukuk yazısının kapak görseli

“Money talks, baby, hadi konuları kısa kes.”


İDDİALAR DOĞRUYSA NE OLUR?


Son günlerde Manifest üyeleriyle on yıllık sözleşmeler yapıldığı, Spotify ve YouTube gibi dijital platformlardan elde edilen gelirlerin tamamının yönetim tarafına bırakıldığı, konser ve marka iş birliklerinden doğan gelirlerin ise belirli oranlarda paylaştırıldığı ileri sürülüyor.

Ortada kamuya açık bir sözleşme olmadığı için anlatılan şartların gerçekten sözleşmede bulunup bulunmadığını, bulunuyorsa hangi ifadelerle ve hangi başka hükümlerle birlikte düzenlendiğini bilmiyoruz.

O hâlde belirli bir sözleşmenin hukuka aykırı olduğunu ilan etmek yerine daha makul bir soru sorabiliriz:


İddialar doğruysa ne olur?

Mesele esas olarak üç noktada düğümleniyor:


Sanatçının dijital gelirlerinin tamamını karşı tarafa bırakması aşırı yararlanma, eski adıyla gabin oluşturabilir mi?

On yıllık bir sözleşme, diğer hükümleriyle birlikte düşünüldüğünde sanatçının ekonomik ve mesleki özgürlüğünü kabul edilemeyecek ölçüde sınırlayabilir mi?

Böyle bir sözleşmenin tarafı olan sanatçı oradan nasıl çıkar?


SANATÇI İLE MENAJER ARASINDAKİ HUKUKİ İLİŞKİ


Türk Borçlar Kanunu’nda özel olarak “sanatçı menajerliği sözleşmesi” düzenlenmemiştir.

Menajerin sanatçının kariyerini yönetmesi, bağlantılar kurması, onun adına birtakım işlemler yapması ve menfaatlerini gözetmesi nedeniyle ilişkinin önemli ölçüde vekâlet karakteri taşıdığı söylenebilir.


Ama bugünün müzik sektöründeki ilişki çoğunlukla daha karmaşıktır. Aynı kişi veya şirket sanatçının menajerliğini yaparken yapım faaliyetini de üstlenebilir; kayıtları finanse edebilir, kayıtlar üzerindeki mali hakları elinde bulundurabilir, dijital dağıtımı gerçekleştirebilir, marka ilişkilerini yönetebilir. Hâliyle önümüzde her zaman adına “menajerlik sözleşmesi” deyip geçebileceğimiz yeknesak bir ilişki bulunmaz. Bazen birkaç ayrı sözleşme tipinin birbirine dolaştığı karma bir yapı vardır. Bu ayrım dijital gelir meselesinde özellikle önemli.


Spotify veya YouTube’dan gelen paranın önce yapımcıya yahut dağıtımcıya ödenmesi, o paranın ekonomik olarak tamamının onlara ait olduğu anlamına gelmez.

Parayı kimin tahsil ettiği başka, paranın sonunda kime ait olduğu başka şeydir.

Dolayısıyla burada tartıştığımız iddianın hukuken anlamlı hâle gelebilmesi için, sanatçıların söz konusu gelir kaleminden gerçekten hiçbir pay alamadığının varsayılması gerekir.


DİJİTAL GELİRLER VE GABİN


Türk hukukunda kötü bir anlaşma yapmak yasak değildir. Bir insan malını ucuza satabilir, pahalıya mal alabilir, sonradan “ben bunu niye yaptım?” diyeceği bir sözleşmenin altına imza atabilir. Sözleşme özgürlüğü biraz da kötü karar verme özgürlüğüdür.


TBK m.28’de düzenlenen aşırı yararlanma ise kişiyi yaptığı her kötü anlaşmadan kurtaran bir tür hukuki pişmanlık hakkı değildir. Gabin için önce karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunmalıdır. Yetmez, bu oransızlığın zarar gören tarafın zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak meydana getirilmiş olması gerekir.


İddia gerçekten Spotify ve YouTube gelirlerinin tamamının karşı tarafa bırakıldığı şeklindeyse, bu da ayrıca değerlendirilmeli. Ancak gabinin varlığı için tek unsur bahsi geçen yüzde miktarı olamaz.


Çünkü açık oransızlık değerlendirmesi sözleşmedeki tek bir gelir kalemini cetvelle ölçerek yapılmaz. Karşılıklı edimlerin ekonomik değerine bütünüyle bakmak gerekiyor. Gediz Kocabaş’ın da belirttiği üzere asli edimlerin yanında yan edimler, diğer yükümlülükler ve tarafların üstlendiği ekonomik riskler bu değerlendirmeye dahildir.

Üstelik burada esas alınacak şey tarafların yıllar sonra fiilen ne kazandığı değil; sözleşme kurulurken birbirlerine ne taahhüt ettikleri.


O nedenle asıl soru şudur:

Bu yüzde yüz neyin karşılığı?


Eğer ortada saf bir menajerlik ilişkisi varsa sanatçının dijital gelirlerinden bütünüyle vazgeçmesine karşılık menajerin sunduğu temsil ve kariyer yönetimi hizmetlerinin ekonomik değerine bakılır. Fakat sözleşmenin içinde yapım, kayıt, dağıtım ve tanıtım da varsa denklem değişir.


Karşı taraf kayıtları finanse ediyor mu? Klip ve tanıtım giderlerini üstleniyor mu? Dağıtımı yapıyor mu? Sanatçıya avans veya garanti bedeli ödüyor mu? Proje başarısız olursa para gerçekten onun cebinden mi çıkıyor? Bunların hepsi hesaba girer.


Fakat “yapımcı masraf yaptı” demek de kurtarıcı bir cümle değil.

Örneğin yapımcı kayıt, klip ve reklam için ciddi bir bedel harcıyor; ardından sözleşme gereği bunların tamamını sanatçının gelecekteki gelirlerinden mahsup ediyorsa, ortada gerçekten sanatçı lehine yapılmış ne kadarlık bir ekonomik fedakârlık bulunduğu ayrıca sorgulanmalıdır.


Başka bir deyişle, parayı bugün yapımcının kasasından çıkarmış olması tek başına ekonomik riski onun taşıdığı anlamına gelmez.

Buna karşılık geri dönüşü garanti edilmeyen bir sermaye yatırımı üstlenmiş, belirli sayıda eser üretmeyi taahhüt etmiş veya sanatçıya geri ödenmeyecek bir bedel ödemişse bunlar da yok sayılamaz.


Yani yüzde yüzlük oranı tartışma dışı bırakmıyoruz.

Tam tersine, bu kadar ağır bir oranın karşısında ne bulunduğunu soruyoruz.


Bu noktada yakın tarihli bir Yargıtay kararı oldukça ilginç.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.04.2025 tarihli, E.2024/4318, K.2025/2915 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta İlk Derece Mahkemesi, sanatçı ile yapımcı arasındaki sözleşmelerde yer alan yüzde 50 menajerlik payını fahiş buldu. Ancak mahkeme “yüzde 50 çokmuş” deyip geçmedi.


Yapımcıya geniş fesih imkânları tanınması, sanatçı aleyhine tek taraflı ve orantısız cezai şartlar öngörülmesi ve tarafların sözleşmedeki konumu birlikte ele alındı. Bölge Adliye Mahkemesi değerlendirmeyi hukuka uygun buldu; Yargıtay da birleşen menajerlik davası yönünden sonucu onadı.

Buradan “menajer yüzde 50’den fazla alamaz” diye bir hukuk kuralı çıkaramayız. Kanunda böyle bir yüzde yok.


Ama somut bir sanatçı–menajer ilişkisinde yüzde 50’lik payın dahi sözleşmenin diğer hükümleriyle birlikte fahiş bulunabilmiş olması, yüzde yüzlük bir dijital gelir devri iddiasını daha fazla şüpheyle incelemeyi gerektirir.


Gabinin diğer tarafı ise matematikle ilgili değil.

Bir sanatçının kariyerinin başında olması, müzik endüstrisindeki sözleşmeleri bütün ekonomik sonuçlarıyla değerlendirecek tecrübeye sahip bulunmaması mümkündür. Master hakkı, lisans, royalty, recoupment, dijital dağıtım, menajerlik komisyonu… Bunların her birinin bugün ne ifade ettiğini anlamak başka, beş yıl sonra doğuracağı ekonomik sonucu görebilmek başka şey. Yine de gençlik veya deneyimsizlik tek başına yeterli değil.


Hukukun aradığı şey, açık oransızlığın bu zayıflıktan yararlanılarak meydana getirilmiş olması. Nitekim Yargıtay da güncel kararlarında karşı tarafın zarar görenin zayıf durumunu bilmesini yeterli saymıyor; o durumdan yararlanarak oransızlığı meydana getirmiş olmasını arıyor.


Bu nedenle sözleşmenin gerçekten müzakere edilip edilmediği, sanatçıların bağımsız hukuki yardım alıp almadıkları ve önlerine konulan ekonomik modeli anlayabilecek durumda bulunup bulunmadıkları önemli.

İmza var diye sözleşme ilanihaye geçerliliğini korumadığı gibi imza attığına sonradan pişman olmak da sözleşmeyi feshetmeye tek başına yetmiyor.


ON YILLIK SÖZLEŞME VE KELEPÇELEME


On yıllık süre ise gabinden başka bir mesele.Bir sözleşme uzun diye geçersiz olmaz.

Zaten sorun takvimdeki “10” rakamı değil; o on yıl boyunca sanatçının üretim hayatının ne kadarının karşı tarafın eline bırakıldığıdır.


Kelepçeleme sözleşmesi kavramı, sözleşmeyle kurulan bağlılığın kişinin ekonomik veya mesleki özgürlüğünü kabul edilemeyecek ölçüde sınırladığı durumları anlatıyor.

TMK m.23, kimsenin özgürlüklerinden vazgeçemeyeceğini veya bunları hukuka ya da ahlaka aykırı biçimde sınırlayamayacağını, TBK m.27 de kişilik haklarına aykırı sözleşmeler bakımından kesin hükümsüzlük yaptırımını gündeme getiriyor.


O hâlde “on yıl çok uzun” demekten önce sözleşmenin sanatçıyı on yıl boyunca nasıl sınırladığına bakmak gerekiyor.


Başka bir menajerle veya yapımcıyla çalışabilir mi?

Kendi bulduğu işi kabul edebilir mi?

Mesleki kararlarını kendisi verebilir mi?

Sözleşmeden çıkmak isterse karşısına nasıl bir cezai şart çıkıyor?


Bu soruların cevapları sanatçının hareket alanının fiilen ortadan kalktığını gösteriyorsa ise artık konu yalnızca uzun süreli bir sözleşme değildir. Sözleşme, sanatçının ekonomik bağımlılığının çerçevesini çizmeye başlamıştır.


Öğretide de uzun sürenin tek başına kelepçeleme için yeterli olmadığı; sürenin, sanatçının üstlendiği edimler, fesih imkânları ve sözleşmenin yarattığı ekonomik baskının birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul ediliyor.


2025 tarihli Yargıtay kararına konu uyuşmazlık da tam bu nedenle önemli.

İlk Derece Mahkemesi sözleşmeleri yalnız yüzde 50 menajerlik payına bakarak kelepçeleme olarak nitelendirmedi. Yapımcıya dilediği şekilde fesih imkânı verilmesine karşılık sanatçı aleyhine ağır cezai şartlar öngörülmesi, hükümlerin genel olarak tek taraflı olması ve taraflar arasındaki güç ilişkisi birlikte değerlendirildi.


Dolayısıyla iddia edilen on yıllık sözleşmeye bakıp yalnızca takvim hesabıyla “kelepçelemedir” diyemeyiz.

Ama on yıllık münhasırlığa bir de gelirler üzerindeki ağır kontrol, tek taraflı fesih hükümleri ve çıkışı pahalılaştıran yaptırımlar ekleniyorsa, mesele artık başka bir yere gider.


SÖZLEŞMEDEN ÇIKIŞ


1. Gabin


TBK m.28, şartları gerçekleşmişse zarar gören tarafa iki imkân tanıyor.

Sanatçı sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirip verdiğinin geri verilmesini isteyebilir. Ya da sözleşmeyi bütünüyle ortadan kaldırmak yerine ayakta tutup edimler arasındaki açık oransızlığın giderilmesini talep edebilir.


Fakat burada süre sorunu var.


Düşüncesizlik veya deneyimsizlik hâlinde bir yıllık süre, zarar görenin bu durumunu öğrendiği tarihten; zor durumda kalma hâlinde ise bu durumun ortadan kalkmasından itibaren işlemeye başlıyor. Her hâlde sözleşmenin kurulmasından itibaren beş yıllık bir sınır mevcut.


Dolayısıyla yıllardır devam eden bir sözleşmede yalnızca “gabin vardı” demek yetmeyebilir.


2. Kelepçeleme


Kelepçelemenin varlığı halinde ise farklı bir hukuki sonuç gündeme gelir.

Kişinin ekonomik ve mesleki özgürlüğünü TMK m.23’e aykırı biçimde sınırlayan hükümler, TBK m.27 kapsamında hükümsüzlük sorununu gündeme getirir.


Üstelik her geçersizlik sözleşmenin tamamını çöpe atmak zorunda değil.

TBK m.27/2 uyarınca kural olarak yalnızca hukuka aykırı hükümlerin geçersizliği söz konusu olabilir. Fakat o hükümler olmasaydı sözleşmenin hiç yapılmayacağı açıkça anlaşılıyorsa bu kez bütün sözleşmenin hükümsüzlüğü tartışılır.

Bu ayrım sanatçı sözleşmeden ayrıldığı anda daha görünür hâle gelir. Çünkü bu kez karşı taraf “sözleşmeye aykırı ayrıldın” diyerek cezai şart veya tazminat talep edebilir.


2025 tarihli uyuşmazlıkta da sanatçı sözleşmeleri ihtarnameyle sona erdirmiş; yapımcı ise cezai şart ve tazminat istemişti. İlk derece mahkemesi kelepçeleme niteliğini, tek taraflı fesih düzenini, yüzde 50 menajerlik payını ve cezai şart hükümlerini birlikte değerlendirerek bu talepleri reddetti.

Yani “sözleşmeden çıkabilir miyim?” sorusunun cevabı, çıkışı yasaklayan veya fiilen imkânsızlaştıran hükmün zaten geçerli olup olmadığı sorusundan geçiyor.


3. Menajerlik ilişkisinin sona erdirilmesi


Bir üçüncü ihtimal ilişkinin vekâlet karakterinden doğuyor.


TBK m.512’ye göre vekâlet veren ve vekil sözleşmeyi her zaman tek taraflı olarak sona erdirebilir. Uygun olmayan zamanda sona erdirme hâlinde ise bundan doğan zararın giderilmesi gerekir.


Buradan hareketle “o zaman sanatçı istediği an çıkar” demek ise fazla kolaycılık olur.

Menajerlik, yapım, dağıtım, lisans ve fikrî haklara ilişkin düzenlemelerin aynı sözleşmede veya birbirine bağlı sözleşmelerde toplandığı bir ilişkide TBK m.512 bütün düğümü tek hamlede çözmez.


Önce menajerlik kısmının diğer hukuki ilişkilerden ayrılıp ayrılamadığı belirlenmelidir.

Dolayısıyla aynı sözleşmenin farklı hükümleri farklı hukuki sorunlar yaratabilir.


Gelir paylaşımı aşırı yararlanma bakımından, uzun süreli bağlılık ve çıkış koşulları kelepçeleme bakımından, menajerlik ilişkisi ise vekâlet hükümleri bakımından ayrı ayrı incelenir.


SONUÇ


Ortada kamuya açık bir sözleşme yok. Bu nedenle Manifest üyelerinin gabine uğradığını veya kelepçeleme niteliğinde bir sözleşmeyle bağlı olduklarını söylemek bugün için mümkün değil.


Fakat iddialar doğruysa, “sözleşme özgürlüğü var, imzalamışlar” demek de sözleşmeyi ayakta tutmaya yetmez. Çünkü sözleşme özgürlüğü sınırsız bir alan değildir.


Dijital gelirlerin tamamının karşı tarafa bırakılması ciddi biçimde incelenmesi gereken bir ekonomik oransızlığa işaret edebilir; fakat bunun gabin olup olmadığı tek bir yüzdeye bakılarak belirlenemez. Karşılığında ne verildiğine, hangi ekonomik riskin gerçekten kim tarafından taşındığına ve sözleşmenin hangi şartlarda kurulduğuna bakmak gerekir.


On yıllık süre de kendi başına hukuka aykırılık yaratmaz. Fakat süre; münhasırlık, ağır cezai şartlar, çıkışın zorlaştırılması ve sanatçının kariyeri üzerindeki geniş kontrol yetkileriyle birleştiğinde sözleşme kelepçeleme niteliği kazanmış olabilir.


Belki bu tartışmanın en ilginç tarafı da burada.

Özel hukuk kişiye kendi geleceği hakkında oldukça geniş bir karar verme özgürlüğü tanıyor. Bazen kötü kararlar verme özgürlüğünü de.

Ama insanın gelecekteki ekonomik ve mesleki varlığını bugünden bütünüyle başkasına teslim edebilmesinin de bir sınırı var.


İddialar doğruysa, grubun önündeki hukuki yol da kamuoyuna yansıyan tek bir yüzdeyi büyüteç altına almaktan değil, sözleşmenin tamamına bakmaktan geçiyor.


Manifest’in Çorum’da konser verebileceği günlere...


Saygılarımızla,

Av. Deniz HELVACI

23 Ağustos 2026


YARARLANILAN KAYNAKLAR


Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2024/4318, K.2025/2915, T.29.04.2025.


Gediz Kocabaş, “Aşırı Yararlanmanın Şartları ve Aşırı Yararlanmaya Bağlanan Hukuki Sonuçlar”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.20, S.2.


Cansu Melis İpekli, “Eserden Doğan Mali Hakların Devri Sözleşmesi ve Aşırı Yararlanma”, İstanbul Barosu Dergisi, C.99, S.1, 2025.


Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Seçkin Yayıncılık.

Füsun Nomer Ertan, “Telif Hakları ve Kelepçeleme Sözleşmeleri”.

Yorumlar


bottom of page