top of page

Sharenting Veya Çocukları Ebeveynlerinden Kim Koruyacak?

  • 7 saat önce
  • 11 dakikada okunur

GİRİŞ:


Sosyal medyada gezinirken karşıma müthiş sevimli ve neşeli bir çocuğun profili çıktı. Profili biraz incelediğimde, oyun oynarken, yemek yerken, bir kelimeyi yanlış telaffuz ederken; kısacası yaşantısının neredeyse tamamının annesi tarafından kaydedildiğini gördüm. Kendimi bu sempatik videoları beğenirken buldum. Sonra bir an durdum.


Çocuğun hiçbir mahremiyetinin kalmadığı; oturduğu sitenin, arkadaşlarıyla oynayışının, her davranış ve sözünün herkese açık bir profilde içerik malzemesi hâline gelmesi rahatsız hissettirdi. Dahası, birkaç yıl sonra büyüyüp okula gidecek bu çocuğun akranları tarafından tanınması, eski videolarının karşısına çıkarılması, yanlış telaffuzlarıyla veya en savunmasız anlarıyla alaya alınması hiç de uzak bir ihtimal değildi. Sharenting literatürünün temel kaygılarından biri de tam olarak budur: ebeveyn, çocuk kendi dijital kimliği hakkında söz söyleyebilecek yaşa gelmeden onun adına kalıcı bir dijital geçmiş yaratır.


Bir ihlalin varlığını her zaman önce kanun metinlerinden öğrenmeyiz. Bazen hukukî problem, önce içimizde beliren bir huzursuzluk olarak görünür. Bir çocuğun her anının kayda alınması, korkusunun, hastalığının, ağlamasının veya beceriksizliğinin izleyici ilgisine sunulması karşısında duyulan rahatsızlığın arkasında daha temel bir düşünce vardır: Çocuk, ebeveyninin hayatının parçasıdır; fakat ebeveyninin mülkü değildir.


Üstelik bu yalnızca kişisel bir etik sezgi değildir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme; çocuğun üstün yararının gözetilmesini, görüşünün yaşına ve olgunluğuna göre dikkate alınmasını ve özel hayatının keyfî ya da hukuka aykırı müdahalelerden korunmasını güvence altına alır. BM Çocuk Hakları Komitesi de dijital ortam bakımından ebeveynlerin çocuğun gelişen özerkliğine ve mahremiyetine saygı göstermesi gerektiğini açıkça vurgular.


Hukukun görevi ebeveyn sevgisini yargılamak değildir. Asıl mesele, sevgi, gurur, eğlence, hatıra biriktirme veya gelir elde etme gerekçeleri altında çocuğun bağımsız kişilik alanının ne ölçüde korunabildiğidir.


SHARENTING: PAYLAŞMAK MI, TEŞHİR ETMEK Mİ?


“Sharenting”, en genel ifadeyle, ebeveynlerin kendi ebeveynlik deneyimleri veya çocukları hakkında çevrim içi paylaşım yapmasını anlatan bir kavramdır. Kavram, İngilizce “share” ve “parenting” sözcüklerinin birleşiminden doğmuştur. Akademik literatürde sorun, tek bir aile fotoğrafının paylaşılmasından ziyade çocuğun kimliğinin, gündelik hayatının ve mahrem alanının ebeveyn eliyle sürekli bir dijital anlatıya dönüştürülmesi üzerinden tartışılır.


Aile albümü ile sosyal medya arasındaki fark yalnızca erişen kişi sayısı değildir. Sosyal medyada içerik kopyalanabilir, ekran görüntüsü alınabilir, başka hesaplarda yeniden yayımlanabilir ve ebeveynin öngörmediği kitlelere ulaşabilir. BM Çocuk Hakları Komitesi, dijital ortamda çocuklara ilişkin veri işleme ve izleme pratiklerinin etkilerinin yaşamın sonraki dönemlerine uzanabileceğine dikkat çeker.


Bir çocuğun banyodaki görüntüsü, tuvalet eğitimi sürecine dair videosu, ağladığı an, hastalığı, korkusu, okulda yaşadığı başarısızlık veya komik bulunan yanlış telaffuzu; ebeveyn için geçici ve sevimli bir anı olabilir. Çocuk bakımından ise yıllar sonra silmek isteyebileceği bir dijital iz hâline gelebilir.


Bu nedenle mesele, “çocuğun fotoğrafı paylaşılabilir mi?” sorusundan ibaret değildir. Asıl soru şudur: Bir çocuk henüz kendi hikâyesinin nasıl anlatılacağına karar veremiyorken, onun adına ne kadar kalıcı ve ne kadar kamusal bir dijital geçmiş yaratılabilir?


VELAYET, SINIRSIZ TASARRUF YETKİSİ DEĞİLDİR


Türk Medenî Kanunu, anne ve babaya çocuk üzerinde sınırsız bir hâkimiyet tanımaz. TMK m. 339 uyarınca anne ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır; çocuk olgunluğu ölçüsünde hayatını düzenleme imkânına sahip olmalı ve önemli konularda görüşü dikkate alınmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da velayet uyuşmazlıklarında anne ve babanın tercihlerinden önce çocuğun üstün yararının korunmasını ve uygun yaş ve olgunluktaki çocuğun görüşünün değerlendirilmesini vurgulamaktadır. Türk hukuk doktrininde de velayetten kaynaklanan müdahale yetkisinin sınırsız olmadığı; çocuğun kişiliğine yönelik müdahalenin velayetin amacı için gerekli olanı aşmaması ve elverişlilik, zorunluluk ve oranlılık bakımından ölçülü olması gerektiği kabul edilmektedir.


Bu düzenlemelerin sharenting bakımından sonucu şudur: Ebeveynin çocuk adına karar alma yetkisi, çocuğun görüntüsünü, sesini, mahrem anlarını ve gündelik hayatını dilediği ölçüde kamuya açma yetkisi olarak okunamaz. Velayetin mantığı, çocuğun kişiliğini tüketmek değil; onu korumaktır.


Anne veya babanın paylaşım yapmadan önce soracağı tek soru “Bunu paylaşmak istiyor muyum?” olmamalıdır. Daha doğru sorular şunlardır: Bu içerik gerçekten çocuğun yararına mı? Çocuk yeterli olgunluğa eriştiğinde bu içeriğin varlığından rahatsız olur mu? Daha az ifşa ile aynı amaç sağlanabilir mi? BM Çocuk Hakları Komitesi'nin ebeveyn rehberliğine ilişkin yaklaşımı da koruma ile çocuğun gelişen özerkliği arasında bu dengeyi esas alır.


“Çocuk, anne ve babanın dijital vitrini değildir.”



ÇOCUĞUN DA BİR MAHREMİYET ALANI VARDIR


“Çocuk daha küçük, zaten ne olduğunu anlamıyor” cümlesi, sharenting tartışmasında sık karşılaşılan fakat hukuk bakımından sorunlu bir yaklaşımdır. Çocuğun yapılan paylaşımın kapsamını veya ileride doğurabileceği sonuçları henüz kavrayamaması, korunmaya değer bir özel hayatının olmadığı anlamına gelmez. Aksine, kendi sınırlarını henüz koruyamadığı ölçüde yetişkinlerin bu sınırlar konusunda daha ihtiyatlı davranmasını gerektirir.


Çocuk, ebeveyninden bağımsız bir kişidir. Türk Medenî Kanunu m. 28 uyarınca kişilik, sağ ve tam doğumla başlar. Dolayısıyla çocuğun küçük yaşta olması; onurunu, görüntüsünü, özel hayatını ve kişilik değerlerini ebeveynin serbestçe tasarruf edebileceği bir alana dönüştürmez. Doktrinde de kişilik hakkının çocuk veya ergin olunmasına göre farklı korunmadığı; resim, ses, ad, onur, özel ve gizli hayat alanı gibi kişilik değerlerinin çocuğa da ait olduğu özellikle vurgulanmaktadır.


Anayasa'nın 20. maddesi de özel hayatın korunmasını ve kişisel verilerin korunmasını “herkes” bakımından güvence altına almaktadır. Bu güvence elbette çocukları da kapsar. Anayasa Mahkemesinin özel hayatın korunmasına ilişkin yaklaşımında önemli olan noktalardan biri, kişinin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceği üzerinde söz sahibi olabilmesidir. Sharenting bakımından mesele tam da burada belirginleşir: Çocuğun henüz kullanamadığı bu söz hakkı, onun adına ebeveyn tarafından tüketilebilir mi?

Çocuğun adı, yüzü, sesi, okul bilgisi, bulunduğu yer, sağlık durumu veya gündelik hayatına ilişkin başka bilgiler, onu belirli ya da belirlenebilir kıldığı ölçüde kişisel veri niteliği taşıyabilir. KVKK m. 3, kişisel veriyi kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi olarak tanımlamakta; kaydetme, saklama, açıklama ve aktarma gibi işlemleri de kişisel veri işleme kapsamında değerlendirmektedir. Kişisel Verileri Koruma Kurulu da anne ile çocuğuna ait bir fotoğrafın, kişileri belirli veya belirlenebilir kılması nedeniyle kişisel veri niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Sosyal medyada bir çocuğun görüntüsünün veya hayatına ilişkin bilgilerin yayımlanması bu nedenle yalnızca “aile hayatından bir kesit paylaşmak” olarak görülemez; aynı zamanda çocuğa ilişkin kişisel bilgilerin başkalarının erişimine açılması anlamına gelebilir.


Ancak burada kişisel verilerin korunması meselesini yalnızca KVKK hükümlerine indirgememek gerekir. Sharenting'in asıl problemi daha geniştir: Çocuk büyüdüğünde geçmişine ilişkin hangi görüntülerin, hangi bilgilerin ve hangi mahrem anların kamusal alanda bulunacağı konusunda henüz karar verememektedir. Ebeveynin temsil ve koruma yetkisinin varlığı da çocuğun kendisine ait bu bağımsız mahremiyet alanını ortadan kaldırmaz. Türkçe hukuk literatüründe de çocuğun kendine ait bir özel hayat ve mahremiyet alanı bulunduğu ve bu alanın anne-baba karşısında da bütünüyle eriyip kaybolmadığı kabul edilmektedir.


HER PAYLAŞIM MASUM DEĞİLDİR


Sharenting eleştirisi, çocukla ilgili her fotoğrafı paylaşan ebeveyni peşinen hukuka aykırı davranmış saymak anlamına gelmez. Hukukî değerlendirme somut olayın özelliklerine göre yapılmalıdır. Kapalı bir aile grubunda, çocuğun mahremiyetini zedelemeyen ve kimliğini gereksiz yere açığa çıkarmayan sınırlı bir paylaşım ile yüz binlerce takipçiye açık bir hesapta çocuğun gündelik hayatını sürekli içerik akışına dönüştürmek aynı yoğunlukta bir müdahale değildir.


Bununla birlikte hesabın “gizli” olması da tek başına sihirli bir güvence değildir. İçerik yeniden paylaşılabilir, ekran görüntüsü alınabilir veya daha sonra başka mecralara taşınabilir. BM Çocuk Hakları Komitesi'nin yaklaşımında da çocuğun mahremiyetini koruyan amaç için en az mahremiyet ihlali yaratan aracın tercih edilmesi önem taşır.

Özellikle şu paylaşımlar daha yüksek hukukî ve etik risk taşır: çocuğun ağladığı, korktuğu, cezalandırıldığı veya utandırıldığı anlar; banyo, alt değiştirme ve bedensel gelişime ilişkin görüntüler; hastalık, tedavi veya psikolojik destek süreçleri; okul, sınıf, günlük rota ve konum bilgileri; çocuğun başarısızlığı, korkusu veya yanlış telaffuzu üzerinden mizah üreten videolar; reklam, sponsorluk ve takipçi artışı amacıyla sistematik biçimde kullanılan çocuk görüntüleri.


Bu içeriklerin “sevimli”, “komik” veya yüksek etkileşim alan paylaşımlar olması hukuka uygunluk göstergesi değildir. Beğeni sayısı, çocuğun üstün yararının ölçüsü olamaz.


EBEVEYN İLE ÇOCUK ARASINDA MENFAAT ÇATIŞMASI OLABİLİR


Sharenting kavramını tartışmasının zor tarafı, ebeveynin çoğu zaman kötü niyetli olmamasıdır. Anne veya baba çocuğunu seviyor, onunla gurur duyuyor ve yaşadığı anları paylaşmak istiyor olabilir. Fakat iyi niyet, tek başına çocuğun kişilik alanına yapılan müdahaleyi hukuka uygun hâle getirmez.


Görünür olma, takipçi kazanma, çevrim içi topluluk kurma, reklam geliri elde etme veya dijital dünyada meslek edinme arzusu; çocuğun mahremiyeti ve gelecekteki özerkliğiyle çatışabilir. Böyle bir çatışmanın hukukta yabancı bir fikir olmadığını Yargıtay'ın velayet içtihadı da gösterir. Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2486, K. 2018/1148 sayılı kararında yasal temsilci ile çocuk arasında menfaat çatışmasının mümkün olduğunu ve somut durumda çocuğun bağımsız temsili için TMK m. 426/2 uyarınca temsil kayyımı atanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu karar sharenting hakkında değildir; fakat “ebeveyn her durumda çocuğun menfaatini temsil eder” varsayımının mutlak olmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Sharenting literatürü de, ihlali gerçekleştirdiği ileri sürülen ebeveynin aynı uyuşmazlıkta çocuğu temsil etmesinin doğurduğu yapısal sorunu özellikle vurgulamaktadır.


Bu noktada rahatsız edici ama gerekli bir soru ortaya çıkar: Çocuğun sosyal medyada görünür olması kimin ihtiyacını karşılamaktadır? Çocuğun mu, ebeveynin mi, takipçilerin mi, markaların mı? Cevap giderek yetişkinlerin görünürlüğüne veya ekonomik menfaatine yaklaşıyorsa, çocuğun üstün yararını ayrıca ve daha sıkı sorgulamak gerekir.


YARGITAY’IN VE AİHM’İN İŞARET ETTİĞİ SINIR


Türkiye’de sharenting kavramını bütün yönleriyle sistematik biçimde ele alan yerleşik bir içtihat henüz oluşmuş değildir. Bununla birlikte Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin E. 2021/439, K. 2021/10344, 14.12.2021 tarihli kararı; müşterek çocuklara ait olduğu ileri sürülen mahrem fotoğrafların Instagram'da yayımlanması, erişimin engellenmesi ve çocukların özel hayatı ile kişilik haklarının ihlali iddialarına dayanan bir manevi tazminat uyuşmazlığına ilişkindir. Bu kararın önemi, ebeveyn kaynaklı sosyal medya paylaşımının da çocukların kişilik hakları ekseninde bir özel hukuk uyuşmazlığına dönüşebileceğini somut olarak göstermesidir.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de görüntü üzerindeki denetimi özel hayatın korunmasının bir parçası olarak ele alır. Reklos ve Davourlis/Yunanistan kararında, yeni doğmuş bir bebeğin ebeveynlerinin önceden rızası olmaksızın fotoğraflanması ve negatiflerin elde tutulması nedeniyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Karar doğrudan sosyal medya veya sharenting hakkında değildir; ancak kişinin görüntüsü üzerindeki kontrolün mahremiyet hakkıyla bağlantısını açık biçimde ortaya koyar.


Anayasa Mahkemesinin Serap Tortuk kararında geliştirdiği “kişinin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilmesi” yaklaşımı da aynı eksende okunabilir. Karar çocuk veya sharenting hakkında olmasa da kıyasen mahremiyetin bilgi ve görüntü üzerindeki kontrol boyutunu açıklayan anayasal yorum olması bakımından önem taşır.


ÇOCUK “PAYLAŞILMAYI SEVİYOR” MU?


Ebeveynler bazen çocuklarının kameraya gülmesini, videoya çekilmek istemesini veya paylaşılmaktan hoşlandığını söylemesini rıza olarak sunar. Oysa kameraya gülmek ile içeriğin kimler tarafından görüleceğini, ne kadar süre erişilebilir kalacağını, başka hesaplara taşınabileceğini ve yıllar sonra nasıl sonuçlar doğurabileceğini anlayarak karar vermek aynı şey değildir.


Çocuğun görüşünün yaşına ve olgunluğuna göre alınması hem TMK m. 339'un hem de Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin yaklaşımıyla uyumludur. Fakat görüşün alınması, ebeveynin koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. BM Çocuk Hakları Komitesi de ebeveyn rehberliğinin çocuğun gelişen kapasitesi, özerkliği ve mahremiyet ihtiyacıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini vurgular.


Bu nedenle küçük bir çocuğun “paylaşabilirsin” demesi her durumda hukuken yeterli ve nihai bir izin olarak görülmemelidir. Yaş, ayırt etme gücü, içeriğin mahremiyeti, paylaşımın erişim alanı ve kalıcılığı birlikte değerlendirilmelidir.


HUKUKİ KORUMA YOLLARI


Sharenting, somut olayın koşullarına göre yalnızca etik bir tartışma olarak kalmayıp kişilik hakkı ihlaline dönüşebilir. TMK m. 24 kişilik hakkına hukuka aykırı saldırıya karşı koruma sağlar; m. 25 ise saldırı tehlikesinin önlenmesi, sürmekte olan saldırının durdurulması ve etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti gibi taleplere imkân tanır. Kişilik hakkının zedelenmesi hâlinde TBK m. 58 kapsamında manevi tazminat da gündeme gelebilir.


Somut olayın niteliğine göre çocuğa ilişkin görüntülerin kaldırılması, yeni paylaşımların önlenmesi veya mahrem içeriklerin yayımına son verilmesi istenebilir. Burada kullanılacak yol ve talep, içeriğin yayımlandığı mecra, ihlalin devam edip etmediği, paylaşımı yapan kişi ve çocuğun temsil durumu gibi unsurlara göre değişir.


Paylaşım aynı zamanda reklam, sponsorluk veya başka bir ticari kazanç üretmişse mesele yalnızca maddi ya da manevi tazminatla sınırlı kalmayabilir. Türk hukuk doktrininde, çocuğun kişilik hakkının hukuka aykırı kullanımından elde edilen kazancın TBK m. 530'daki gerçek olmayan vekâletsiz işgörme hükümleri çerçevesinde iadesinin istenebileceği kabul edilmektedir. Bu yol, özellikle çocuğun görüntüsünün doğrudan gelir üretme aracına dönüştürüldüğü sharenting örneklerinde ayrıca önem taşıyabilir.


Çocuğun menfaati ve gelişimi tehlikeye düştüğünde aile hukukuna özgü koruma önlemleri de gündeme gelir. TMK m. 346 hâkime çocuğun korunması için uygun önlemleri alma yetkisi verir. TMK m. 348'deki velayetin kaldırılması ise çok daha ağır, istisnai bir müdahaledir ve diğer koruma önlemlerinin yetersiz kaldığı veya baştan yetersiz olacağının anlaşıldığı hâllerde söz konusu olur. Bu nedenle her sosyal medya paylaşımından doğrudan “velayet kaldırılır” sonucu çıkarmak doğru değildir.


Üstelik ihlali yaptığı ileri sürülen kişi aynı zamanda çocuğun yasal temsilcisiyse, çocuğun dava veya işlemde kimin tarafından temsil edileceği ayrıca değerlendirilmelidir. Menfaat çatışması varsa TMK m. 426 çerçevesinde temsil kayyımı gündeme gelebilir. Doktrinde, ayırt etme gücüne sahip çocuğun kişiye sıkı sıkıya bağlı bazı koruma ve manevi tazminat taleplerini bizzat ileri sürebileceği; buna karşılık temsil gerektiren taleplerde ve ayırt etme gücü bulunmayan çocuk bakımından menfaat çatışmasının kayyım atanmasını gerektirebileceği belirtilmektedir.


HÂKİMİN BAKACAĞI SORULAR


Bir sharenting uyuşmazlığı mahkemenin önüne geldiğinde tek soru “fotoğraf paylaşılmış mı?” değildir. Çocuğun üstün yararı ve kişilik alanına yapılan müdahalenin ağırlığı somut olay üzerinden değerlendirilir. Aşağıdaki sorular, hem hukuki ölçülülük değerlendirmesini hem de Türkçe sharenting literatüründe önerilen daha az müdahaleci paylaşım pratiklerini sistematikleştirmek için kullanılabilir:


  • Paylaşılan içerik çocuğun mahremiyetini, bedenini, sağlığını, korkusunu veya üzüntüsünü açığa çıkarıyor mu?

  • Hesap herkese açık mı; erişim çevresi ve takipçi sayısı ne kadar geniş?

  • Çocuğun adı, yüzü, yaşı, okulu, adresi, konumu veya günlük rotası belirlenebiliyor mu?

  • Paylaşım tekil bir aile paylaşımı mı, yoksa çocuğun gündelik hayatını sürekli içerik üretimine dönüştüren sistematik bir uygulama mı?

  • Paylaşımın arkasında reklam, sponsorluk, ürün tanıtımı, görünürlük veya gelir elde etme amacı bulunuyor mu?

  • Çocuğun yaşı ve olgunluğu, paylaşımın kapsamını ve sonuçlarını anlamaya elverişli mi; görüşü alınmış mı?

  • Paylaşım nedeniyle akran zorbalığı, güvenlik riski veya psikolojik baskı ortaya çıkmış mı?

  • Aynı amaç, çocuğun yüzünü gizlemek, isim/konum bilgisini paylaşmamak, erişimi sınırlandırmak veya içeriği hiç yayımlamamak gibi daha az müdahaleci bir yöntemle sağlanabilir miydi?


SONUÇ: ÇOCUĞUN GELECEĞİ, BUGÜNÜN ETKİLEŞİMİNDEN DEĞERLİDİR


Sharenting tartışması, ebeveynlerin sosyal medya kullanıp kullanamayacağı tartışması değildir. Asıl mesele, çocuğun ileride kendi hikâyesini kurabilme ve kendi mahremiyet sınırlarını belirleyebilme alanının bugünden tüketilip tüketilmediğidir.


Bir çocuk büyüdüğünde, çocukluğuna ilişkin görüntülerin internette bulunmasını istemeyebilir. Ağlarken çekilmiş videosunun, hastane yatağındaki fotoğrafının, alt değiştirme anının, başarısızlığının veya yanlış telaffuzunun binlerce kişiye ulaştırılmış olmasından rahatsız olabilir. Dijital ortamın kopyalanabilirliği ve kalıcılığı nedeniyle bu ihtimalin bugünden hesaba katılması gerekir. Türkçe literatürde bu sorun, çocuğun henüz adım atmadan - hatta kimi örneklerde doğmadan önce - oluşmaya başlayan “dijital ayak izi” ve ileride kendi dijital geçmişi üzerinde yeniden söz sahibi olabilmesi bağlamında unutulma hakkı üzerinden de tartışılmaktadır.


Çocuğun geçmişi takipçi sayısını artıran, reklam gelirine dönüşen veya izleyiciyi eğlendiren sınırsız bir içerik bankasına çevrildiğinde velayetin koruyucu niteliği ile ebeveynin kişisel çıkarı arasındaki gerilim büyür. Ebeveynin sevgisi, çocuğun mahremiyetini tüketen bir gerekçe hâline gelmemelidir.


Hukuken savunulması gereken yaklaşım, anne ve babayı sosyal medyadan tamamen silmek değildir. Savunulması gereken, çocuğun yüzü, sesi, korkusu, hastalığı, mahremiyeti ve geleceği hakkında daha ihtiyatlı davranma yükümlülüğüdür. Çocuk, ebeveyninin dijital vitrini değildir. Onun da bugün tam anlamıyla kullanamasa bile hukuk tarafından korunması gereken bir mahremiyet alanı vardır.


Saygılarımızla,

Av. Deniz HELVACI

22 Ağustos 2026


————————————————————————————

KAYNAKLAR VE NOTLAR


1. Stacey B. Steinberg, “Sharenting: Children’s Privacy in the Age of Social Media”, Emory Law Journal 66 (2017), 839-884; Alicia Blum-Ross ve Sonia Livingstone, “Sharenting, Parent Blogging, and the Boundaries of the Digital Self”, Popular Communication 15/2 (2017), 110-125; Can Yavuz, “Sosyal Medya Ebeveynliği ve Çocukların Unutulma Hakkı”, İzmir Barosu Dergisi 85/1 (2020), 15-52; Zeki Zorlu, “Çocuğun Kişilik Hakkının Anne-Baba Tarafından Sosyal Medyada İhlali”, Selçuk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Dergisi 6/1 (2023), 37-76. Erişim


2. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, özellikle m. 3, 12 ve 16; BM Çocuk Hakları Komitesi, General Comment No. 25 (2021) on Children’s Rights in Relation to the Digital Environment, özellikle §§ 21, 76, 85-86. Erişim


3. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 339; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2066, K. 2019/15, 17.01.2019; S. Hülya İmamoğlu, “Çocuğun Kişiliğinin Ana Babaya Karşı Korunması”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 54/2 (2005), 183-218, özellikle 203; Murat Akdi, “Ana-Babanın Çocuğun Fotoğraf ve Görüntülerinin Sosyal Medyada Yayınlanmasından Doğan Sorumluluğu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi 22/3 (2016), 123-144, özellikle 125-126; Ömer Ali Girgin ve Seray Gönal, “Çocuğun Kişisel Verilerinin Sosyal Medyada Ebeveyn Tarafından Paylaşılmasının Hukuki Sonuçları”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi 44 (Ekim 2020), 99-127, özellikle 110-111. Erişim


4. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 28; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20; AYM, Serap Tortuk, B. No. 2013/9660, 21.01.2015, özellikle §§ 31-36; Murat Akdi, a.g.m., özellikle 127-129; Zeki Zorlu, a.g.m., özellikle 44-46; S. Hülya İmamoğlu, a.g.m., özellikle 185-191 ve 209 vd. Bu eserler çocuğun resim, ses, ad, özel ve gizli hayat alanı gibi kişilik değerlerinin ebeveyn-çocuk ilişkisinde de korunmasını tartışmaktadır. Erişim


5. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m. 3; Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 02.12.2021 tarihli ve 2021/1217 sayılı Karar; Ömer Ali Girgin ve Seray Gönal, a.g.m., özellikle 113-119. Girgin ve Gönal, ebeveyn tarafından sosyal medyada yapılan paylaşımın kişisel veri işleme niteliğini ve kişilik hakkı boyutunu birlikte ele almaktadır. Erişim


6. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 426/2; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2486, K. 2018/1148, 30.05.2018; Ömer Ali Girgin ve Seray Gönal, a.g.m., özellikle 121-122; S. Hülya İmamoğlu, a.g.m., özellikle 213-216; Zeki Zorlu, a.g.m., özellikle 57-64. Kaynaklar, ihlalin ebeveynden kaynaklandığı durumda temsil ve menfaat çatışması sorununu ve kayyım ihtiyacını tartışmaktadır. Erişim


7. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/439, K. 2021/10344, 14.12.2021 (çocuklara ait olduğu ileri sürülen mahrem Instagram paylaşımları ve manevi tazminat uyuşmazlığı). Erişim


8. AİHM, Reklos and Davourlis v. Greece, B. No. 1234/05, 15.01.2009 (görüntü/fotoğraf ve özel hayatın korunması). Erişim


9. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 24-25; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 ve m. 530; Murat Akdi, a.g.m., özellikle 137-141; Zeki Zorlu, a.g.m., özellikle 61-64; Ömer Ali Girgin ve Seray Gönal, a.g.m., özellikle 116-124; S. Hülya İmamoğlu, a.g.m., özellikle 213-216. Doktrinde, kişiliği koruyucu davalar ve tazminat yanında, kişilik hakkının hukuka aykırı kullanımından elde edilen kazancın gerçek olmayan vekâletsiz işgörme hükümleri uyarınca iadesi de tartışılmaktadır. Erişim


10. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 346 ve 348; Murat Akdi, a.g.m., özellikle 137-140; Zeki Zorlu, a.g.m., özellikle 66-72; S. Hülya İmamoğlu, a.g.m., özellikle 195-197 ve 215-216. Velayetin kaldırılması, somut olayda daha hafif koruma önlemlerinin yetersiz kalması hâlinde gündeme gelebilecek ağır ve son çare niteliğinde bir tedbirdir. Erişim


11. BM Çocuk Hakları Komitesi, General Comment No. 25 (2021), özellikle §§ 75-77; Can Yavuz, a.g.m., özellikle 39-40. Yavuz; çocuğun uygun dille bilgilendirilmesi, görüşünün alınması, tanımlanabilirliğinin azaltılması, rutin/konum bilgilerinin paylaşılmaması ve gizlilik ayarlarının kullanılması gibi daha ihtiyatlı paylaşım pratiklerini önermektedir. Erişim


12. Can Yavuz, a.g.m., özellikle 18-19 ve 35 vd.; Ömer Ali Girgin ve Seray Gönal, a.g.m., özellikle 111-113. Bu kaynaklar, çocuğun erken yaşta oluşan dijital ayak izi, çevrim içi içeriğin kalıcılığı ve çocuğun gelecekte kendi dijital geçmişi üzerinde söz sahibi olabilmesi sorununu tartışmaktadır. Erişim

 
 
 

Yorumlar


bottom of page