BİR RETORİK TOTOLOJİ ÖRNEĞİ OLARAK KATLİAM YASASININ NORM DENETİMİ
- Av. Deniz Helvacı

- 25 Şub
- 5 dakikada okunur

GİRİŞ:
Anayasa Mahkemesi’nin, Katliam Yasası’nın norm denetimine ilişkin kararında nitelikli karşı oylara rağmen, anayasaya aykırılık iddialarını savuşturmak için büyük bir çaba sarf edildiği görülüyor. Dahası, tüm iptal nedenleri için “Bu yasaya dair anayasaya aykırılık iddiaları yerinde görülmemiştir” demek yerine yasa koyucunun iradesini meşrulaştırmaya çalışan tuhaf yorumların yanısıra, bu yazıya neden olan çok belirgin bir retorik kullanıldığı göze çarpıyor. Kanaatimizce Anayasa’nın dürüst yorum ilkesine aykırı bu değerlendirme, sonucu önceden belirlenmiş bir retoriği inşa etme çabasından kaynaklanıyor. Bu inşa sürecinin, yasanın amaç maddesini yorumlayan 13 ila 27. paragraflar arasında başladığını öne sürüyoruz.
YASAMA FAALİYETİ OLARAK HUKUKİ KAMUFLAJ:
Meclis çoğunluğu, 7527 Sayılı Kanun’u oluştururken 5199 Sayılı Kanun’un yetersiz olduğunu iddia etmişti. Böylece esas sorunun kanundan kaynaklandığı izlenimini yaratarak, kanunu uygulamamanın sorumluluğundan bir çırpıda kurtulabileceklerini akıl etmişlerdi. Bunun için 5199 Sayılı Kanun’un Amaç başlıklı maddesini, 7527 Sayılı Kanun’un 1. maddesi ile yeşil renkteki ibareyi ekleyerek değiştirmişlerdi:

Böylelikle değişiklikten önce kanun, “insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetmek kaydını” taşımadığı için, sokak hayvanlarının popülasyonu artmış, insanlar ve hayvanlar zarar görmüştü. Değişiklikten sonra tüm bu sorunlar ortadan kalkacaktı. Sorunun uygulamamaktan değil de yasadan kaynaklandığını iddia eden değişiklik gerekçesindeki inkar tavrı ile paralel bir manevra.
Oysa değişiklik ile eklenen ibarenin, “Bu kanun amacı kamu yararıdır.” biçiminde değiştirilmesinden hiçbir farkı olmadığı ilk bakışta görülebilir. Çünkü her yasama faaliyetinin amacı kamu yararıdır. Bir başka deyişle, herhangi bir kanunun amacının insan, hayvan ve çevre sağlığını gözetmemesi düşünülemez. Bu husus, kanunun amaç maddesine yazılmayı gerektirmeyecek kadar ortada olan Anayasa md. 2’de yer alan Hukuk Devleti ilkesinden doğan bir Anayasal zorunluluktur.
O halde meclis çoğunluğu bu retorik kurnazlığı yaparken çok pratik üç sonuç elde etmeyi amaçlamıştır diyebiliriz:
1- Eski Söylem: "Eski yasa sadece hayvanı koruyordu, o yüzden elimiz kolumuz bağlıydı, uygulayamadık." (Yasanın yetersizliği bahanesi)
Yeni Söylem: "Bakın artık yasaya 'insan sağlığını koru' dedik, yani artık yasa bize 'öldürme/toplatma' yetkisini açıkça verdi.”
2- "Değişiklik yapıldığına göre artık bir sorun olmayacak" algısı, siyasal iletişimin en büyük hilesidir. Yasaya bu ibareleri ekleyerek topluma şu mesajı vermişlerdir:“Kanunun altyapısındaki 'arıza' giderildi, artık her şey yoluna girecek.”
3-Psikolojik Bariyer: “İnsan, hayvan, çevre sağlığı gözetilmek kaydıyla” ibaresinde bir önem sıralaması vardır ve insan her şeyden önemlidir. Yasayı uygulayan idare, yargı ve yorumlayacak Anayasa Mahkemesi, bu psikolojik çerçeveden yasayı okuyacaktır.
Biz bu hokkabazlığı henüz yasama sırasında görmüş ve hayvanların korunmasına özgülenen bir kanuna böylesi bir “kayıt” ifadesini koymanın, kanunun hayvanları koruma amacını belirsiz biçimde, keyfi olarak ortadan kaldıracağını, idareye kanunu istediği biçimde uygulama imkanı tanıdığını, bir sınır belirliyormuş gibi görünen bu soyut ifadenin, kanunu uygulamada sınırsızlık ve belirsizlik yaratacağını, bu nedenle değişiklikle eklenen bu ibarenin Anayasa’nın 2. Maddesine aykırı olduğunu öne sürmüştük. (Bu hususta bkz. https://www.denizhelvaci.com/post/aym-7527-say%C4%B1l%C4%B1-kanun-u-neden-i-ptal-etmelidir)
Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nden en doğal beklentimiz, “kaydıyla” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olup olmadığını değerlendirmesiydi.
Peki AYM ne yapmıştır?
İnsan sağlığı üstün bir anayasal değerdir.
İnsan sağlığını gözeten kanun AY md. 17 ve 56’ya uygundur, bu nedenle anayasaya aykırı değildir
Kanunu tamamı anayasaya aykırı değildir.
Bu tipik bir retorik totoloji örneğidir.
Kanun değişikliğinin Anayasa’ya aykırı olup olmadığını değerlendirmekle yükümlü olan mahkeme, bu kestirme yöntem ile yasanın amaç maddesini bir kez Anayasa’ya uygun bularak bunu bir meşruiyet zırhı olarak kullanmış, diğer aykırılık iddialarını değerlendirmekten kaçmıştır.
YARGISAL AKROBASİ VEYA RETORİK İNDİRGEMECİLİK:
Kararı okumaya başladığımız ilk anda Schopenhauer’un Haklı Çıkma Sanatı/Eristik Diyalektik adlı eserinde yer alan birkaç hile yöntemi dikkatimizi çekti. Bunlara kararı incelerken değineceğiz.
Kararın 13. ve 27. paragrafları arasındaki değerlendirme yoksunluğunun tamamının “Amaç maddesi anayasaya uygunsa, her şey uygundur" şeklinde bir retorik totoloji yöntemi içerdiğini söylemek mümkün. Bunu için birkaç hileye başvuruluyor.
Genelleme (Hile 1)
Mahkeme, normun anlamını yorumluyor:

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, bu ibare yer almasaydı dahi bir hukuk devletinde herhangi bir kanunun insan sağlığının gözetilmesiyle yorumlanmaması ve uygulanmaması mümkün değildir.
Yorumlanması gereken, maddeye eklenen kayıt ifadesinin kanunun amacını gerçekleştirmekte belirsizlik yaratıp yaratmadığı, bunun AY md.2’ye aykırı olup olmadığıdır.
Fakat AYM, değişikliğe konu ibarenin tamamını değil, yalnızca içindeki bir kelimeyi cımbızlayıp ("insan") bunu “insan sağlığı” biçiminde yorumlamayı tercih ediyor ve böylece anayasaya aykırılık iddiasındaki “kaydıyla” ibaresini değerlendirmekten kendini kurtarmış sayıyor.
Sonra insan sağlığı ibaresini geniş yorumlayarak öyle bir meşru amaç haline getiriyor ki, bu amaca ulaşmak için seçilen aracın (kanunun öldürme, toplama ve diğer maddeleri) gerekli ve orantılı olup olmadığını değerlendirmeye gerek kalmıyor.
Bakın Schopenhauer, Genelleme hilesi için nasıl bir öneride bulunuyor:
“Muhalifinizin iddiasını doğal sınırları dışına taşıyınız, mümkün olduğunca genelleyerek yorumlayınız, mümkün olduğunca geniş anlamda ele alınız ve abarttınız; buna karşın kendi iddianızı mümkün olduğunca dar anlamda alınız, mümkün olduğunca dar sınırlar içine çekiniz. Çünkü bir iddia ne kadar genel olursa saldırıya da o kadar açık olur.”
“İnsan, hayvan ve çevre sağlığının gözetilmesi kaydıyla” biçimindeki değişiklikteki “kaydıyla” ibaresinin AY md. 2 kapsamında belirlilik, öngörülebilirlik, ölçülülük ilkelerine aykırı olup olmadığını değerlendirmemek için, “insan sağlığı” gibi genel ve meşru bir yoruma yaslanmak, kanunu anayasaya aykırı bulmamak için sarf edilen büyük bir çabanın ürünüdür.
Zorlama Çıkarımlar (Hile 24)
Kutsal değerlerin yüce koruyucusu edasıyla yapılan bu tespit ise sahte ikilem yaratma yönteminden ibaret:

Anayasaya aykırılık iddiasını öne süren milletvekilleri veya katliam yasasına karşı olan hayvan hakkı savunucuları insan sağlığının önemsiz ve koruma amacının anayasaya aykırı olduğunu elbette söylememişlerdi.
Yine Schopenhauer’a başvuralım:
“Muhalifin iddialarını gülünç hale getirmek ya da çürütmek için onlardan dikkat çeken ve bize yarayan, işimize gelen sonuçlar çıkarırız. Muhalifi, ortaya koyduğu önermeden yanlış çıkarımlarda bulunarak ve kavramları çarpıtarak önermelerde bulunmaya zorlarız; aslında sözü edilen o kavramlar önermenin içinde bulunmamaktadır ve muhalifin fikri de değildir. Buna karşın bunlar saçma ya da tehlikelidir. Böylece muhalifim önermesinin yok kendi içinde ya da genel kabul gören doğrularla çelişen önermelerin sonucu olduğu görünecektir; bu hile dolaylı çürütme için geçerlidir, bu bir apagoge ve yine bir fallacia non causae ut causae (delil olmayan şeyin delil olarak kabul edilmesi yoluyla aldatma) uygulamasıdır.”
Bu hilenin karardaki karşılığı :
“Eğer bu kanun maddelerini iptal edersek, insanlar ölecek ve toplum sağlığı çökecek" şeklinde bir çıkarım yapmak. İşte false dilemma tam burada doğuyor. Mahkeme, "Ya bu kanun ya da ölümcül kaos" diyerek aradaki tüm bilimsel ve hukuki çözüm yollarını değerlendirmeyi (rehabilitasyon, bütçe yönetimi, denetim) sanki hiç yokmuş gibi saf dışı bırakıyor.
Madde değişikliğini bu iki zıtlığa, indirgeyerek yorumlayan AYM böylece, “kaydıyla” ibaresinin kanunun uygulanmasını imkansız kılıp kılmayacağı argümanını savuşturmuş oluyor. İnsan sağlığı-hayvanın yaşam hakkı arasında suni bir çelişki algısı yaratan siyasi iktidarın politik amacını da tescilliyor.
SONUÇ:
Yazının başında dile getirdiğimiz, sonucu önceden belirlenmiş bir retoriğin inşa edilmesi ise kararın 27. Paragrafında beliriyor:

İşte kanaatimizce tüm bu akrobasi, AY md. 2 yönünden yapılacak ayrıca bir incelemeyi by-pass etmek ve öne sürülen aykırılık argümanlarını değerlendirmeyi gereksiz kılmak için yapılmıştır.
AYM henüz amaç maddesindeki normun anlamını yorumlarken, yasamanın murat ettiği o“eşref-i mahlukat”ın sağlığı için her aracın meşru olduğu motivasyonuyla, hukuki görünen ve fakat duygulara hitap eden bir retorik yöntem izlemiştir.
Daha önce belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesine aykırı bularak iptal ettiği yasalara karşın Katliam Yasasını değerlendirirken niçin içtihattan ayrıldığı düşündürücüdür.
Yasanın anayasaya aykırılığını yorumlayıp muhakeme edebilecek hukuki-düşünsel yetiden yoksun bir çoğunluğa sahip AYM’nin karardaki yasayı onaylama çabasının, uygulamada idareye nasıl bir katliam yetkisi verdiği bir başka yazının konusudur.

Saygılarımızla,
Av. Deniz Helvacı
25 Şubat 2026
Yararlanılan Kaynaklar:
Arthur Schopenhauer, Haklı Çıkma Sanatı - Eristik Diyalektik, İmge Yayınevi, 2016
İbrahim Akın, Tansu Akın, Yargısal Kararlarda Gerekçe Bilgi Teorisi ve Mantık Yönünden Temelleri, Ankara, 2020
Gökhan Antalya, Anayasal Temel Hakların İkincil Doğrudan Üçüncü -Taraf- Etkisi ve Anayasa Yargılamasında Hâkimin Hukuku Uygulamasında Uyacağı On İki Metodolojik Temel İlke, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 28, Sayı 1, 2022, s.1-47
Yeşim Öztürkmen İcan, Hermeneutik ve Anayasanın Yorumlanması. Anayasa Yargısı, 2020, 36(2), s. 1-35.
Turhan, Mehmet. 2007. “ANAYASANIN HAK TEMELLİ YORUMU VE ANAYASA YARGISI”. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 62 (03): 379-404.
Tolga Şirin, Türkiye’de Anayasa Şikayeti (Bireysel Başvuru), 2013, On İki Levha Yayıncılık
Erdoğan Teziç, Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Esas Açısından Denetimi https://anayasa.gov.tr/media/4842/tezic.pdf



Yorumlar